Geri Dön

Yenilenebilir Enerji Tedarik Anlaşmaları: Hukuki Nitelik, Uygulama Alanları ve Türkiye’deki Güncel Gelişmeler

Yenilenebilir Enerji Tedarik Anlaşmaları: Hukuki Nitelik, Uygulama Alanları ve Türkiye’deki Güncel Gelişmeler

Giriş

Enerji arz güvenliğinin sağlanması, iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri, son yıllarda enerji piyasalarının dönüşümünü hızlandıran temel unsurlar arasında yer almaktadır. Bu dönüşüm sürecinde yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimindeki payının artırılması yalnızca teknik ve ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda hukuki ve kurumsal bir zorunluluk hâline gelmiştir. Bu bağlamda, yenilenebilir enerji tedarik anlaşmaları (“YETA”), piyasa temelli bir mekanizma olarak hem üreticiler hem de tüketiciler açısından giderek daha fazla önem kazanmaktadır.

 

 

Niteliği ve Pratik Faydaları

YETA’lar genel anlamıyla, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin belirli bir süre boyunca önceden kararlaştırılmış koşullar altında satın alınmasını konu edinen sözleşmelerdir. Özellikle yenilenebilir enerji alanında ilk etaptaki yatırım maliyetlerinin yüksek olması karşısında uzun vadeli gelir öngörüsüne duyulan ihtiyaç, bu tür anlaşmaları bir finansman aracı hâline getirmiştir. Bu yönüyle tedarik anlaşmaları yalnızca bir enerji alım-satım ilişkisini değil, aynı zamanda yatırımın sürdürülebilirliğini teminat altına alan hukuki bir yapı sunmaktadır.

 

YETA’ların sağladığı faydaların en başında fiyat istikrarının sağlanması gelmektedir. Elektrik piyasalarında fiyatların dalgalı yapısı, özellikle yüksek tüketimi bulunan sanayi ve ticari işletmeler açısından ciddi mali riskler doğurmaktadır. Uzun vadeli tedarik anlaşmaları sayesinde taraflar, bu belirsizliği önemli ölçüde azaltabilmektedir.

 

Bir diğer önemli işlev ise finansman kolaylığıdır. Üretici açısından bakıldığında, uzun süreli ve öngörülebilir gelir akışı sağlayan sözleşmeler, bankalar ve finans kuruluşları nezdinde yatırımın güvenilirliğini artırmaktadır. Bu nedenle tedarik anlaşmaları, birçok yenilenebilir enerji projesinde kredi teminat yapısının merkezinde yer almaktadır.

 

Bunların yanında karbon ayak izinin azaltılması, yeşil enerji kullanımının belgelendirilmesi ve kurumsal çevresel taahhütlerin yerine getirilmesi bakımından tedarik anlaşmaları, sürdürülebilirlik hedeflerinin gerçekleştirilmesinde kritik bir rol oynamaktadır.

 

 

Dünyada ve Türkiye’deki Görünüm

Uluslararası enerji piyasalarındaki eğilimler incelendiğinde, yenilenebilir enerji maliyetlerinin yüksek olduğu dönemlerde yaygın olarak kullanılan sabit tarifeli modellerin, teknolojik gelişim ve maliyet düşüşleriyle birlikte yerini giderek piyasa temelli kurumsal YETA modellerine bıraktığı görülmektedir. Türkiye’de ise maliyetlerin azaltılması ve yenilenebilir enerji kapasite artışının kamu destekli Yenilenebilir Enerji Kaynağı Destekleme Mekanizması (“YEKDEM”) ve Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (“YEKA”) modelleri üzerinden şekillenmesinin bir sonucu olarak, kurumsal YETA modelleri henüz yeterince yaygınlık kazanamamıştır.

 

 

Kurumsal YETA

Kurumsal YETA’lar, esas itibarıyla yenilenebilir enerji üreticileri ile yüksek elektrik tüketimine sahip özel sektör kullanıcıları arasında akdedilen uzun vadeli elektrik tedarik sözleşmeleridir. Bu modelde devlet, taraflardan biri olarak sözleşme ilişkisine doğrudan dâhil olmamakta; yalnızca düzenleyici ve denetleyici rol üstlenmektedir. Taraflar fiyatlama yöntemi, sözleşme süresi, teslim şekli ve risk dağılımını büyük ölçüde serbest iradeleriyle belirleyebilmektedir. Ancak elektrik piyasası mevzuatındaki lisans, bağlantı, uzlaştırma ve piyasa işleyişine ilişkin kurallar, sözleşmenin fiilen uygulanabilirliğini doğrudan etkilemektedir.

 

 

Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları

YEKA modeli, 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun (“5346 sayılı Kanun”) uyarınca oluşturulmuş bir yatırım planlama mekanizmasıdır. Anılan hüküm uyarınca, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesislerinin belirli alanlarda kurulabilmesi amacıyla “yenilenebilir enerji kaynak alanları” ilan edilmekte; bu alanlarda yatırım hakkı yarışma yoluyla belirlenmektedir.

 

YEKA modeli, rüzgâr, güneş ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının etkin şekilde değerlendirilmesini sağlamak amacıyla belirli kaynak alanlarının yatırımcılara tahsis edilmesine dayanmaktadır.

 

Bu uygulamanın temel amacı, yenilenebilir enerji yatırımlarında altyapı maliyetlerinin azaltılması ve yerli üretimin teşvik edilmesidir. Bu kapsamda alan belirleme, yarışma şartlarının tespiti ve kullanım hakkının devri süreçleri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yürütülmektedir.  İdarenin yarışma şartlarını belirleme, proje takvimini yönlendirme ve yatırım sürecini denetleme yetkisi, yatırımcı açısından kurumsal YETA gibi uygulamalarda daha sınırlı bir sözleşme serbestisi alanı doğurmaktadır.

 

YEKA sözleşmeleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile rekabetçi ihale süreci sonucunda belirlenen proje geliştiricisi arasında kurulan sözleşmesel ilişkiyi düzenlemektedir. Bu sözleşmeler, belirlenen yenilenebilir enerji kaynak alanının tahsisine ilişkin esasları belirlerken, yatırımcının proje geliştirme, inşaat ve işletme süreçlerine ilişkin hak ve yükümlülüklerini de ortaya koymaktadır. İhale süreci genellikle rekabetçi elektrik satış fiyatı, yerli ekipman üretimi yükümlülükleri ve teknolojik kapasite gibi kriterleri dikkate almaktadır.

 

YEKA sözleşmelerinin önemli unsurlarından biri de üretilen elektriğin ulusal elektrik sistemine entegrasyonuna ilişkin düzenlemelerdir. Bu kapsamda sözleşmelerde şebeke bağlantısı, proje takvimi, lisans süreçleri ile teknik ve çevresel standartlara uyum gibi hususlara ilişkin hükümler yer almaktadır. Ayrıca yatırımın finansal sürdürülebilirliğini desteklemek amacıyla uzun dönemli elektrik alım düzenlemeleri veya diğer düzenleyici destek mekanizmalarına da yer verilebilmektedir.

 

Risklerin sözleşmesel olarak paylaştırılması da YEKA sözleşmelerinin önemli bir unsurudur. Bu sözleşmelerde proje geliştirme sürecindeki gecikmeler, izin süreçleri, arazi kullanım hakları ve mücbir sebep halleri gibi konular ayrıntılı biçimde düzenlenmektedir. Bunun yanı sıra yatırımcıların yerli ekipman üretimi veya teknoloji transferine ilişkin yükümlülükleri de Türkiye’nin enerji ve sanayi politikaları doğrultusunda sözleşmelerde yer bulmaktadır.

 

 

Yenilenebilir Enerji Destekleme Mekanizması

YEKDEM sistemi ise 5346 sayılı Kanun kapsamında oluşturulmuş bir destek mekanizmasıdır. Bu sistemin temel amacı, yenilenebilir enerji yatırımlarının piyasadaki fiyat dalgalanmalarından korunarak teşvik edilmesidir. YEKDEM kapsamında belirlenen süre boyunca, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektrik için sabit fiyat veya prim esaslı destek uygulanmaktadır.

 

YEKDEM’in işleyişi, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine İlişkin Yönetmelik (“YEKDEM Yönetmeliği”) hükümleriyle detaylandırılmıştır. Bu düzenlemeler uyarınca hangi tesislerin destekten yararlanacağı, uzlaştırmaya esas veriş miktarının nasıl hesaplanacağı ve destek bedellerinin piyasa katılımcıları arasında nasıl paylaştırılacağı belirlenmektedir.

 

YEKDEM sisteminde fiyat riski büyük ölçüde kamu tarafından üstlenilmekte; piyasa dalgalanmaları yatırımcıya doğrudan yansımamaktadır. Bu yönüyle YEKDEM, kurumsal YETA’lardan ayrılmaktadır.

 

Son yıllarda destek sürelerinin sınırlandırılması, kapasite artışlarına ve depolamalı üretim tesislerine ilişkin özel kurallar getirilmesi kamu destekli modelden piyasa temelli yapılara geçiş eğilimini güçlendirecek nitelikte olsa da, uzmanlar tarafından kurumsal YETA’ların yaygınlaşması için yeterli görülmemektedir.

 

 

Yakın Zamanda Meydana Gelen Gelişmeler

Son yıllarda Türkiye’de yenilenebilir enerji alanında önemli mevzuat değişiklikleri gerçekleştirilmiştir. Bu değişiklikler doğrudan tedarik anlaşmalarını düzenlemese de dolaylı olarak bu sözleşmelerin yaygınlaşmasına etki etmektedir. Özellikle YEKA mevzuatında yapılan değişikliklerle yarışma usullerinde “en düşük fiyat” yaklaşımından “en uygun teklif” esasına geçilmesi, yatırım süreçlerinde daha esnek ve piyasa dostu bir yapı oluşturmuştur. Bu değişiklik, uzun vadeli YETA tarzı anlaşmalarla desteklenen projelerin önünü açabilecek niteliktedir.

 

Bunun yanında, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine İlişkin Yönetmelik’te yapılan düzenlemelerle, kapasite artışları ve depolamalı üretim tesislerinin YEKDEM kapsamındaki statüsünün netleştirilmesi, piyasa oyuncularının risk analizlerini yeniden şekillendirmiştir. Özellikle depolama faaliyetlerinin üretimden ayrıştırılması, tedarik anlaşmalarında enerji kaynağının hukuki niteliğinin daha dikkatli belirlenmesini zorunlu kılmıştır.

 

 

Anlaşmalarda Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Fiyatlandırma mekanizmasının açık kriterlere bağlanması, özellikle piyasa fiyatlarındaki dalgalanmalar karşısında taraflar arasındaki dengeyi korumak bakımından önem teşkil edecektir. Benzer şekilde üretim miktarına ilişkin taahhütlerde, kaynak riskinin hangi ölçüde üreticiye ait olduğu net biçimde belirlenmelidir.

 

Mevzuat değişiklikleri, destek mekanizmalarının sona ermesi veya piyasa yapısında meydana gelebilecek dönüşümler karşısında uyarlama hükümlerine yer verilmesi, uzun vadeli sözleşmeler bakımından kritik olacaktır. Ayrıca bağlantı, uzlaştırma ve sistem kullanımından doğabilecek risklerin hangi tarafa ait olacağı da sözleşmede açıkça düzenlenmelidir.

 

 

Sonuç

Sonuç olarak YEKA sözleşmeleri, Türkiye’nin yenilenebilir enerji politikasında stratejik bir rol oynamaktadır. Rekabetçi ihale mekanizmasını sözleşmesel yükümlülükler ve düzenleyici gözetim ile birleştiren bu model, yatırımları teşvik etmeyi, enerji arz güvenliğini güçlendirmeyi ve ülkenin sürdürülebilir enerji dönüşümünü hızlandırmayı amaçlamaktadır.

 

Yenilenebilir enerji tedarik anlaşmaları, enerji dönüşümünün piyasa temelli araçları arasında merkezi bir konuma yerleşmiştir. Bu anlaşmalar sayesinde hem yenilenebilir enerji yatırımlarının finansmanı kolaylaşmakta hem de tüketiciler açısından maliyet öngörülebilirliği sağlanmaktadır.

 

Türkiye bakımından ise bu sözleşmeler, henüz açık ve bütüncül bir yasal rejime kavuşturulmamış ve devlet destekli mekanizmaların yoğunluğu nedeniyle geniş bir uygulama alanı kazanamamış olmakla birlikte, mevcut elektrik piyasası mevzuatı içerisinde fiilen uygulanabilir bir alan oluşturmuştur.

x