Geri Dön

2026’ya Doğru: Türk Sanayisi CBAM’a Nasıl Hazırlanıyor?

2026’ya Doğru: Türk Sanayisi CBAM’a Nasıl Hazırlanıyor?

Giriş

Avrupa Birliği’nin (“AB”) 2019 yılında Yeşil Mutabakat’ı hayata geçirmesiyle birlikte, yeşil ekonomiye geçiş yalnızca çevresel bir zorunluluk olarak değil, aynı zamanda yeni bir büyüme stratejisi olarak da kurgulanmaya başladı. Yeşil Mutabakat, sera gazı emisyonlarının azaltılmasını ekonomik rekabet gücünün korunmasıyla birlikte ele almayı amaçlıyor. Bu hedeflerin uygulamaya geçirilmesi için AB, Emisyon Ticaret Sistemi (“ETS”) ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (“CBAM”) gibi piyasa temelli araçları kullanmaya başladı. Söz konusu araçlar, karbonun fiyatlandırılmasını sağlamak, emisyon azaltımını teşvik etmek ve karbon kaçağı riskini azaltmak amacını güdüyor. CBAM’in geçiş döneminin 1 Ocak 2026 itibarıyla sona ermesiyle birlikte, bu sürecin sorunsuz işlemesini teminen, 2025/2083 sayılı AB Tüzüğü kabul edildi. Bu düzenleme, CBAM sisteminde önemli sadeleştirmeler ve sistemin etkinliğini artırmaya yönelik tedbirleri beraberinde getiriyor.

 

 

Türkiye’nin 2026’ya Hazırlığı

Türkiye’nin yeşil dönüşüme verdiği yanıt, iki ana düzenleme etrafında şekilleniyor. Bunlardan ilki, ulusal iklim politikasının genel çerçevesini oluşturan 7552 sayılı İklim Kanunu. Bu kanun, Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele kapsamındaki hedeflerini, kurumsal yapısını ve uygulanacak politika araçlarını, uluslararası gelişmelerle uyumlu şekilde ortaya koyuyor. İkinci ana düzenleme ise, İklim Kanunu’nda belirlenen ilke ve yetkilere dayanılarak hazırlanan Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği Taslağı.

 

Bu iki düzenleme birlikte değerlendirildiğinde, genel bir çerçeve kanunun ardından, karbon fiyatlandırmasını piyasa temelli bir mekanizma aracılığıyla hayata geçirmeyi amaçlayan ikincil mevzuatın devreye alındığı aşamalı bir yaklaşım dikkat çekiyor. Bu yapı, hem öngörülebilirliği artırmayı hem de uygulama sürecinde esneklik sağlamayı hedefliyor.

 

İklim Kanunu, aynı zamanda Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefinin hukuki temelini oluşturuyor. Özel sektör açısından bakıldığında, özellikle sera gazı yoğun sektörlerde faaliyet gösteren şirketler için karbon ayak izinin ölçülmesi, emisyonların izlenmesi ve yönetilmesi, kurulması planlanan ulusal ETS kapsamında zorunlu uyum yükümlülükleri haline gelecek. Bu durum, iklim politikalarının şirketler açısından gönüllü bir alan olmaktan çıkıp, doğrudan uyum gerektiren bir düzenleme alanına dönüşmekte olduğuna işaret ediyor.

 

Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği Taslağı’na göre Türkiye’de ETS aşamalı olarak uygulanacak. İlk etapta 2026- 2027 dönemini kapsayan bir pilot dönem öngörülüyor. Bu aşamada, çimento, demir-çelik, alüminyum ve gübre gibi, CBAM’den doğrudan etkilenmesi beklenen sektörlere öncelik verilmesi planlanıyor. Türkiye’nin öngördüğü model, birim üretim başına düşen emisyonların azaltılmasına odaklanan, emisyon yoğunluğu esaslı bir yaklaşımı benimsiyor. Böylece, toplam üretim artışına imkan tanınırken, karbon yoğunluğunun kademeli olarak düşürülmesi amaçlanıyor.

 

Uyum riskinin ötesinde, AB ve Türkiye’de eş zamanlı olarak gelişen karbon fiyatlandırma sistemlerinin, ticari ilişkiler üzerinde de önemli bir etki yaratması bekleniyor. Karbon maliyetlerinin giderek daha ölçülebilir hale gelmesiyle birlikte, bu maliyetlerin sözleşmelerde risk paylaşımına, fiyatlama mekanizmalarına ve tedarik zinciri yönetimine daha fazla yansıması kaçınılmaz görünüyor. İklim kaynaklı risklerin, ticari müzakerelerde ve uzun vadeli yatırım kararlarında daha görünür hale gelmesi de bu sürecin doğal bir sonucu olacak.

 

 

2026 İçin Getirilen Yenilikler ve Sadeleştirmeler

Türk sanayisi 2026’ya hazırlanırken, AB’nin son düzenlemesiyle birlikte CBAM uygulamasında bazı önemli yenilikler ve idari kolaylıklar devreye alınıyor. Bu düzenlemeler, özellikle üçüncü ülke üreticileri açısından uygulamanın daha öngörülebilir ve yönetilebilir hale gelmesini amaçlıyor.

 

“De Minimis” Muafiyeti: Bir takvim yılı içinde CBAM kapsamındaki ürünlerin ithalatında toplam net ağırlık 50 tonu aşmıyorsa, ithalatçılar CBAM yükümlülüklerinden muaf tutuluyor. Bu muafiyet demir, çelik, alüminyum, gübre ve çimento için geçerli olup, elektrik ve hidrojen bu kapsamın dışında bırakılıyor.

Bildirim ve Sertifika Teslim Sürelerinin Uzatılması: Yetkilendirilmiş CBAM beyan sahiplerine, ithalat yılını izleyen yılın 30 Eylül tarihine kadar yıllık beyanlarını sunma ve gerekli sertifikaları teslim etme imkânı tanınıyor. Bu süre uzatımı, emisyon verilerinin toplanması ve doğrulanması açısından firmalara önemli bir zaman kazandırıyor.

2026 Başvurularına İlişkin Geçiş Esnekliği: Ticarette aksaklık yaşanmaması amacıyla, 31 Mart 2026 tarihine kadar yetkilendirme başvurusunda bulunan ithalatçılar, başvuruları sonuçlanıncaya kadar – 50 ton eşiğini aşsalar dahi – ithalata geçici olarak devam edebilecek.

Hesaplama Sınırlarının Netleştirilmesi: AB ETS kapsamı dışında kalan bazı alüminyum ve çelik son işlem süreçlerine ilişkin gömülü emisyonlar artık hesaplamaya dahil edilmiyor.   Ayrıca, girdilerin AB ETS’ye veya tamamen bağlantılı bir sisteme tabi olması halinde, bu emisyonlar nihai ürün hesaplamasında tekrar dikkate alınmıyor.

Kapsamda Yapılan Daraltmalar: Kalsine edilmemiş kaolinli killer, CBAM kapsamındaki çimento ürünleri listesinden çıkarılmış durumda.

Ceza Mekanizmasında Esneklik: Yetkili makamlar, 50 ton eşiğinin %10’dan az aşılması gibi sınırlı ihlallerde veya hataların üçüncü kişilerden kaynaklanması halinde idari para cezalarını indirme yetkisine sahip olacak.

 

 

Türkiye İçin Sonraki Adımlar

AB düzeyinde getirilen bu sadeleştirmelerin, Türkiye’de kurulması planlanan ETS ile uyumlu şekilde hayata geçirilmesi, ticaretin kesintisiz devamı açısından büyük önem taşıyor. Türkiye’nin bu geçiş sürecindeki başarısı; düzenlemelerin öngörülebilirliği, emisyon sınırlarının kademeli olarak sıkılaştırılması ve ücretsiz tahsislerin belirli bir takvim çerçevesinde azaltılması gibi unsurlara bağlı olacak. Türk ihracatçıları açısından 2026’ya hazırlık süreci artık yalnızca ulusal mevzuata uyumdan ibaret değil. Aynı zamanda, AB’nin CBAM kapsamında sağladığı idari kolaylıklardan etkin şekilde yararlanarak, Avrupa pazarındaki rekabet gücünü korumak da bu sürecin önemli bir parçası haline geliyor.

x